HAYALET SOKAĞI
BÖLÜM
1
Şehrin tam
göbeğindeki isimsiz bir sokakta vakit gece yarısını bulmuştu. Aşırı alkol
tüketiminden dengesini yitirmiş ve sarhoş olduğunu anlamak için pek de
zorlanılmayacak, kısa boylu ve göbekli bir adam şarkı söyleyip yalpalayarak
ilerlemeye çalışıyordu dar sokakta. Söylediği kelimeler anlaşılmasa bile,
mırıltı şeklinde çıkan sesinden bir şarkıyı seslendirmeye çalıştığı belli
oluyordu.
Sarhoş adam sokağın
ortasına doğru yaklaştığında kafasını kaldırdı ve gökyüzüne baktı. Bu bakış
onun yere düşmesini epey bir kolaylaştırdı. Yere düşer düşmez de gülmeye
başladı. Yaptığı aptallıklara gülmeyi başarabilen nadir insan topluluklarından
birine sarhoş denir. Buna şüphe yok diye düşündü ve gülümsedi.
Uykusunun geldiğini
hissetti ve bir an için gözlerini kapadı. Birkaç saniye sonra gözlerini
açtığında her tarafın zifiri derecede karanlık olduğunu gördü. Az önce yolunu
aydınlatan sokak lambaları sönmüştü. Rüyada ya da büyük ihtimalle kabusta
olduğunu düşünerek hafif ve kendinden beklenmeyecek bir nazik tavırla tebessüm
etti. Ayağa kalkmak için birkaç dakika uğraştı. Ayağa kalktığında tam
karşısında beyazlar içinde bir şeyin olduğunu gördü. Kafasını öne eğerek dikkatlice
baktı. Gözlerini ovuşturdu tekrar baktı. Vücudunda titremeler başladı ve
yutkunarak;
“Seeen. Abi ben. Burda
yattım. Rüya..” dedi.
Kekelemeye
başlamıştı. Karşısındaki Beyazlının ayaklarının olmadığını fark ettiğinde,
zamanın durduğunu hissetti. Kafasını arkaya çevirmeye korkuyordu. Kaçmaya
korkuyordu.Bir heykel edasında Beyazlının yaklaşmasını izledi. Beyazlı yavaşça
yanına yaklaştı. Adam gözyaşlarına hakim olamadı.
“Ben bişey
yapmadım.” dedi.
Karşısında duran
Beyazlının gözlerinin soluk gri renkte olduğunu fark ettiğinde bir daha
gözlerine bakmaması gerektiğini düşündü. Yankılı bir ses duydu, olabildiğine
korkunç ve kasvetli bir ses;
“Bu sokak
hayaletlerle dolu ve sen hayaletlerin huzurunu bozdun.” dedi.
Ses o kadar korkunç
yükseklikte çıkmıştı ki, sarhoş adam bütün şehrin bu sesi duyduğuna yemin
edebilirdi.
“Ben ben
bilmiyordum sokak. Özür dilerim ben bir daha olmaz.” diyebildi.
Nefesinin
tükendiğini hissetti. Sesi o kadar boğuk çıkmıştı ki anlamsız bir gürültüden
ibaret ve anlamsızca konuşmuştu. Az önce zil zurna sarhoş olan bu adam şimdi
ise sanki hiç içmemişçesine yalpalamadan duruyordu. Sadece elleri ve ayakları
titriyordu. Nefes alamıyordu. Birkaç dakikadır nefes almadığını düşündü.
Karşısında duran
Beyazlının vücudunun ortalarına doğru sabitleştirdi gözlerini. Dikkatlice
baktığında karşısındakinin içinden geçiyordu bakışları ve asfaltı
görebiliyordu. Beyazlının hareketlendiğini gördü. Elini beline attı ve
tabancasını çıkardı. Bütün şarjörü Beyazlının üstüne boşalttı. Bütün şarjörün
bitmesi saniyeler sürmüştü sanki.
Kafasını
kaldırdığında karşısında duran Beyazlının aynı yerde durduğunu gördü. Hafif bir
sesle;
“Hayaletlere kurşun
geçmez mi?” diyebildi.
Beyazlı bütün bu
olan bitenden sonra, beyazlar içindeki elbisesinin içinden bir bıçak çıkardı. Uzun
bir bıçaktı bu. Bıçakta aynı kendisi gibi şeffaftı. Adam donup kaldı ve
boğazının kuruduğunu hissetti.
“Huzuru bozanların
cezası ölümdür.” dedi Beyazlı.
